Asurluların baÅŸkenti, ünlü bilim adamlarının yurdu, Anadolu’nun en eski camisinin bulunduÄŸu Harran, Mezopotamya’nın kadim kapısıdır.
" …Her tarafı sıcaktan yanıyor. Orada ne bir gölge bulabilirsin, ne de rahat nefes alabilirsin. Çıplak bir ovaya kurulmuÅŸ, bozkırın ortasına konmuÅŸ… YeÅŸillik elbisesinden soyunmuÅŸ…" Haziran 1184′te Harran’a uÄŸrayan ünlü gezgin İbn Cübeyr, böyle tanımlar kızgın toprakların diyarını. Ancak Harran’ın görkemli kalıntıları ve halen yaÅŸayan geleneksel dokusu sıcağı unutturur. Sonsuz yeryüzü düzleminin büyülü görüntüsü ve inanılmaz derecede berrak mavi gökkubbe, sizi kendi derinliÄŸine çekmeye baÅŸlar. Çünkü Harran, uçsuz bucaksız Mezopotamya düzlüklerine açılan kapıda durur. Güneyden kuzeye, doÄŸudan batıya, ya da tersine, kadim uygarlıkların, inançların birbirine doÄŸru aktığı kesiÅŸme noktasında… Åžanlıurfa’nın 44 kilometre güneydoÄŸusunda, adını, Sümer ve Akad dilinde seyahat ve kervan anlamına gelen ‘Harran-u’dan alan çok eski bir yerleÅŸmedir burası.


HZ. İBRAHİM’İN ÅžEHRİ
Bu kapıda sizi önce çocuklar karşılar. Her dilde söyleyebilecekleri bir ÅŸeyleri vardır. ÇoÄŸu da rehberlik etmek ister. Göz alıcı, rengârenk giysileriyle kızlar ise etrafınızda biraz oyalandıktan sonra toprakla oynaÅŸmaya devam ederler. Olası, aÄŸabeylerinin, "Biliyor musunuz İbrahim Peygamber burada…" diye baÅŸlayan cümlelerini içlerinden tamamlarlar. Ben de İbn Cübeyr’in Harran ile ilk karşılaÅŸmasının ardından düÅŸtüÄŸü notu tamamlayayım: "Hayır, hayır! Atamız İbrahim’in ÅŸehri olması, bu beldeye ÅŸeref olarak yeter. Åžehrin 3 fersah (24 km) kadar güneyinde onun kutsal makamı vardır." Eyyûbiler döneminde, 1242 yılında Harran’a gelen tarihçi İbn Åžeddat da aynı ÅŸeyi vurgular: "…(burada) ziyaretgâhların en önemlileri Hz. İbrahim Mescidi ile, yine onun otururken dayandığı söylenen bir kayanın bulunduÄŸu baÅŸka mescittir. Harran’a Nuh, İbrahim, Yakub ve İsa peygamberlerin geldiÄŸi söylenir.”

İLKLERİN KENTİ
Efsaneye göre Nuh’un oÄŸlu Sam’dan çoÄŸalan Sami kavimleri, yani Sam’ın oÄŸlu Aram’ın Aramileri, Sabiiler, Suriyeli anlamına gelen Süryaniler… Sonra Yunanlılar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Zengiler, Eyyûbiler… Çocuklarla birlikte gezmeye devam ederken, kültürler ve kavimler kuÅŸağı Harran’da çoÄŸalan söylencelerin, onların dünyasında serüveni ve gizemi bol birer masala dönüÅŸtüÄŸünü gözlemlersiniz. Adem ve Havva cennetten kovulunca yeryüzünde ayak bastıkları ilk yer burasıdır. Toprağın sabanla sürülmesi, öküzün boyunduruÄŸa vurulması, yine ilk Harran’da gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Ve tabii bir zamanlar güçlü, güçlü olduÄŸu kadar ünlü Sabii inancı da biraz karmaşık, mitolojik öykülerle bezenir çocukların dilinde. Ne de olsa Harran, Sabiilere de yurt olmuÅŸtur tarihte. Öyle ki, metinlerde geçtiÄŸi gibi, ‘Harraniler’ olarak Harran adı ile özdeÅŸleÅŸirler. Kaynaklar, çok tanrılı dinler geleneÄŸine, özellikle ay, güneÅŸ ve gezegenlerin evrenine dayalı bu inanç sisteminin, Harran’da, Hıristiyan ve İslam dünyası içinde 11. yüzyıla dek ritüelleriyle birlikte yaÅŸadığını yazar.
‘Mezopotamya tanrılarının kutsal tahtları’, yıldızlar ve gezegenlerden doÄŸan astrolojik tasarımların Harran’da astronomiye kucak açması ve bu alanda öne çıkması, iÅŸte bu geleneÄŸe baÄŸlanır. Ama asıl etken, 640 yılında Hz. Ömer’in komutanı İyaz bin Ganim fethiyle İslam’la tanışan Harran’daki Hıristiyanlığa ya da çok tanrılı inanca baÄŸlı toplulukların kültürel yapısına ve dinsel inançlarına dokunulmamış olmasıdır. Müslümanlarla birlikte, bu hoÅŸgörüye dayalı özgür ortamda da, pek çok ünlü bilim adamı, filozof ve teolog yetiÅŸir. Bir ekol yaratan, YakındoÄŸu ve Akdeniz coÄŸrafyasının en önemli üniversitesinin temelleri de böylelikle atılmış olur (Abbasiler dönemi-8. yüzyıl). Dünyanın Ay’a uzaklığını hesaplayan Battani, antik Yunan düÅŸünürlerinin kitaplarını Arapça’ya çeviren Sabit Bin Kurra, fizikçi ve kimyager Cabir bin Hayyan, Harran okulunda parlayan isimlerden yalnızca birkaçıdır.

ANADOLU’NUN EN ESKİ CAMİSİ
Kentin kalbinde, dünyanın en büyük ve en önemli İslam kazısının gerçekleÅŸtirildiÄŸi Harran Höyük’te açığa çıkarılan daracık sokaklar, avlulu evler, yuvarlak, kocaman öÄŸütme taÅŸlarının yer aldığı iÅŸlikler ve daha pek çok buluntu, 600 yıl boyunca İslam uygarlığına ev sahipliÄŸi yapmış Harran’ın zenginliÄŸini ve dinamizmini gözler önüne serer. Elbette höyüÄŸün biraz ötesinde, 33.30 metre yüksekliÄŸindeki dörtgen minaresiyle göz alan Ulu Cami (Cennet Camii) ile tarihi Hititler dönemine kadar uzanan iç kale ve sur kalıntıları da bu görkeme eÅŸlik eder. Yine de, Harran’ı kendine baÅŸkent seçen (744-750) Emevi hükümdarı II. Mervan’ın yaptırdığı Ulu Cami, özellikle de minaresi, kentin simgesi olarak belleÄŸinize yerleÅŸir. Anadolu’nun en eski, aynı zamanda en zengin taÅŸ süslemeli, ilk revaklı avlulu ve ilk ÅŸadırvanlı camisine aittir o.
AY TANRISI ÅžAHİT…
Tüm bu alanlardaki arkeolojik kazı, araÅŸtırma ve restorasyonları yürüten Dr. Nurettin Yardımcı’nın yaptığı keÅŸifler, MÖ 1. binde Asurlulara baÅŸkent olmuÅŸ Harran’ın çok uzak geçmiÅŸine de pencere açar. İslam tabakaları içinde ele geçen erken tunç çağı (MÖ 3. bin) ve daha sonraki dönemlere ait eserler gibi…
Bu eserlerin arasında çiviyazılı tuÄŸlalar ve Babil Kralı Nabonid’in (MÖ 6. yüzyıl) adak kitabelerinden oluÅŸan önemli bir grup vardır ki; bunlar Harran’ın, Sin, yani Ay tanrısı adına yapılan ünlü tapınağına iÅŸaret ederler. İbn Åžeddad gibi birçok gezgin ve araÅŸtırmacının yazdıkları doÄŸrultusunda, Sabiilerin zamanına dek taşındığı anlaşılan bu kültle ilgili en eski kayıtlardan biri, Hitit ile Mitanni kralı arasında yapılan bir antlaÅŸmada (MÖ 2. bin) geçer. Burada, göÄŸün ve yerin efendisi, Harran’ın Ay tanrısı ‘ÅŸahit’ tutulmuÅŸtur.
Harran’ın günümüz sakinlerine gelince; onlarla üzerlik otu tohumundan yapılmış nazar kolyelerini satan küçükler aracılığıyla tanışırsınız.
Kubbeleri, çoÄŸunluk höyükten alınmış tarihi tuÄŸlarla örülen bu ilginç yapıların içinde yöreye has acı mırraları içmek ayrı bir keyif verir. Satışa sunulan renkli el dokumaları, sahiplerince sürekli iskan görmeyen, ama koruma altındaki evlere hayat vermeye devam eder.



